Tasarruflu Ampüllere Dikkat Edelim

Evimizde tasarruflu ampüller var hepimizin, kırılırlarsa yapmamız gerekenleri okuyalım ve paylaşalım.

Bir öğretim görevlisinin başından geçenler şu şekilde;

Eşim kazara enerji tasarruflu 8 ampulün bulunduğu kutuyu yere düşürünce tüm cam parçaları tuzla buz olup çevreye saçıldı. İlk iş, ayaklarına batmasın diye köpeklerimizi ortamdan uzaklaştırdık. Ben ise bütün düşüncesizliğimle alelacele büyük parçaları çıplak elle toplayarak çöpe attım ve hemen ardından elektrik süpürgesiyle küçük parçaları temizledim. Sorun çözülmüştü. Ya da ben öyle sandım… (Bilim insanı falan fark etmiyor, bazen boş bulunup olmadık yanlışlar yapabiliyor insan.)

Aradan birkaç saat geçtikten sonra nefes alma zorluğu başladı. Anaflaktik şok belirtileri yaşıyordum. Geç de olsa anlamıştım ki ampulde bulunan gaz halindeki cıva, solunum sistemimi felç etmek üzereydi.

Süratle en yakın hastanenin acil servisine attık kendimizi. Giriş işlemlerinin ardından acil doktoru belirdi. Eller cepte beni tepeden tırnağa süzdükten sonra, neler olduğunu anlatmama müsaade etmeden “Eşinizle kavga mı ettiniz?” diye sordu. Yükselen tansiyon, solunum bozukluğu, eşimdeki korkudan kaynaklanan gerginlik sayın doktorumuzda çok anlamlı bir teşhise ve tedavi kararına sebep olmuştu:
Anksiyete atağı geçiriyor, sakinleştirici verin! Ben iyice yavaşlayan solunumumla kendimi kaybetmeden eşimin bağırdığını duydum: “Zehirlendi, nefes alamıyor, dudakları ve tırnakları morardı; ölüyor, ne anksiyetesi? Ne biçim hekimsiniz?” Gerisini hatırlamıyorum.

Gözümü açtığımda etrafımda 5 hekim, 4 hemşire, yüzümde de oksijen maskesi vardı. Nihayet doğrular anlaşılmış, teşhis konulmuştu: Kırılan ampullerdeki zehirli gazı soluyarak zehirlenmiştim. En yaşlı olan hekim, elimi tutarak konuşmaya başladı: “Bakın çok ciddi bir sağlık problemiyle karşı karşıyasınız. Enerji tasarruflu ampuller aslında çok ciddi sağlık sorunu oluşturan baş belalarıdırlar.

1. Kırıldığında elinizle dokunmayacaksınız.

2. Derhal pencereleri açarak havalandıracaksınız.

3. Havalandırmanın ardından elektrik süpürgesi asla kullanmayacak, cam kırıklarını fırça ve faraşla toplayacaksınız…”

Dinlerken utandım gerçekten. Kendi kendime “Biliyordum bunları ama nasıl yaptım böyle bir hatayı?” diye düşündüm. Akciğer fonksiyon testleri ve diğer kan testlerinin ardından taburcu edildim. Hakikaten bugün sağlığıma kavuştuğum için çok şanslıyım. O günden bugüne halkı bu konuda bilinçlendirmek için elimden geleni yapıyorum.

İbretlik Bir Kıssa Mutlaka Okuyalım…

Adamın birisi hanımı ile hiç geçinemez. Evde her gün basit şeyler yüzünden tartışma olur. Adam bu tartışmalardan bıkıp artık ayrılmak ister. Bunların münakaşaları yüzünden iki tarafın ailelerinin de araları açılır.

Bu şahıs bir gün perişan bir hâlde, istişare etmek için tecrübe sahibi, ilim ehli, herkes tarafından sevilen, sözüne güvenilen bir zata gidip durumu anlatır, hanımından boşanmak istediğini söyler. O zat, ona;
“Artık ayrılsan da fark eden bir şey olmaz. Şurada bir ay kadar ömrün kaldı, ne istiyorsan yap!” der… Bu sözü duyan adam şoke olur, rengi atar, yine perişan bir durumda çıkar gider.

Rastladığı tanıdıklarıyla helalleşmeye başlar. Eve gider, hanımına ağlamaklı; “Hatun gel, bunca zamandır seni üzdüm, sana iyi kocalık yapamadım, istediğini alamadım, hakkını gözetemedim, ne olur beni affet, bana hakkını helal et” der. Hanımı; “Allah Allah, bu adama ne oldu da böyle şeyler yapıyor!” der, acır ona ve “Bey, asıl sen hakkını helal et, ben hep edepsizlik yaptım, seni çok üzdüm” der. İkisi de başlar ağlamaya…
Sonra adam, kavgalı olduğu kayınpederine gider. Onlarla da ağlayarak helalleşir. Adamın eşi de, kendi kayınvalidesine gidip aynı şekilde helalleşir. Artık evde her gün cennet hayatı yaşarlar ve birbirlerini hiç üzmezler.

Ama adam, hanımına, o zatın, öleceğine dair sözünden hiç bahsetmez. Bir ayın dolması için günleri sayar. Günler yaklaştıkça bunun iyiliği artar, geceleri de ibadet eder. Bunun iyiliği artınca hanımının da ve ailelerin de iyiliği artar… Bir ay dolar. Ha bugün öleceğim ha yarın… derken, bir türlü ölmez! “Kesin bir ay denmedi, bir ay kadar dendi, belki birkaç gün daha var” diye düşünür.

Birkaç gün daha bekler, yine ölmez. Sonra o zatın yanına gider; “Efendim ben ölmedim” der. O zat da; “Ne ölmesi?” deyince; “Efendim siz ‘bir ay kadar ömrün kaldı’ demiştiniz, o bir ay doldu ama ben ölmedim” der. O zat; “Kardeşim, ben senin ne zaman öleceğini bilemem, ama şunu biliyorum, ölüm var, bir gün elbette öleceksin. Ölecek adam kavga niza ile hayatını zehir etmez. Şu andaki hayatından memnun musun?” der. Adam “Evet hiç tartışmamız olmuyor” der. O zat; “Haydi artık böyle devam edin” der… O ailenin iki çocukları olur, gül gibi geçinip giderler.

İşte bütün mesele ölümü unutmamak. Ölümü unutunca ne oluyor, unutmayınca ne oluyor bu açık bir örnek. Bütün sıkıntılar ölümü unutmaktan, hak ve hukuka riayet etmemekten yani dinimize uymamaktan ileri gelir.

Okuduysanız paylaşalım ve güzel kıssayı herkes okusun.

Ne Polisi?

Karı koca televizyon izlemektedir. Hırsızın birisi çatıya çıkar ve anten kablosunu keser. Evin reisi televizyonu biraz kurcalar ve görüntü gelmeyince de “Bozuldu herhalde” diyerek uyumak üzere odasına gider.

Ertesi gün olur adam işe gitmiştir. Kapı çalar, genç bir adam: “Yenge merhaba, beni abi gönderdi. Televizyonunuz bozukmuş tamir etmek için dükkana götüreceğim” der ve televizyonu alır. Kadıncağızda normal olarak televizyonu verir.

Akşam olur adam işten döner televizyonu yerinde göremeyince eşine sorar.

Eşi de durumu olduğu gibi anlatır. İkisi de durum karşısında adeta şok olur ve böyle bir oyuna nasıl geldiklerine akıl sır erdiremezler.
Aradan biraz zaman geçmiş ve çift balkonda çay içmektedir. O sırada yoldan geçen bir genç sırıta sırıta balkona bakmaya başlar. Kadın o gencin hırsız olduğun anlar ve hemen eşine dönüp: “Televizyonu çalan bu adam” der.
Adam yerinden fırladığı gibi sokağa çıkar ve hırsızın peşine düşer.

Ayakkabısız, üzerinde çizgili pijamalar ile oradan oraya koşturmaya başlar.

Kısa bir süre sonra evin kapısı çalar. Çok şık giyimli bir bey: “Merhaba, ben polis memuru Ahmet. Eşiniz biraz önce hırsızı yakaladı. Yalnız pantolonunu ve cüzdanını evde bırakmış, bizden onları almamızı rica etti.” der. Kadın hırsızın yakalanmasına çok sevinmiş bir şekilde eşinin eşyalarını polise teslim eder.

15 dakika sonra evin kapısı tekrar çalar. Gelen evin reisidir. Kadının keyfi bir hayli yerindedir ama adam koşmaktan bitap düşmüştür. Adam içeriye girdiği gibi eşi boynuna sarılır ve “Aslan kocam! Bu yaşında o hırsızı nasılda yakaladın ama helal olsun sana” der.

Evin reisi: “Dalga mı geçiyorsun benimle ne yakalaması! Şerefsiz tazı gibi. Don gömlek oradan oraya koşturup kepaze etti beni bütün mahalleye.

Kadının birden neşesi kaçar ve kısık bir ses tonuyla: “O zaman polisi ne diye yolladın eve?”

-Ne polisi?

-Pantolonunu ve cüzdanını almaya gelen polis

Çoban ve Zengin Adam

Çobanın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Jeep yanaşmış. Son derce şık ve pahalı giyimli bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş. – Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin? Çoban bir adama birde koyunlarına bakmış, – Tamam diye cevap vermiş. Genç adam arabasını park etmiş, telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS´ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Çobana dönmüş,

– Tam olarak 1586 adet koyunun var demiş. Çoban

– Doğru diye cevap vermiş,

– Koyununu alabilirsin. Genç adam koyunu almış ve jeep´inin arkasına koymuş.

Bu sefer çoban genç adama dönmüş.

– Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verirmisin? Diye sormuş.

Adam,

– Evet neden olmasın diye yanıtlamış.

– Sen Dünya Bankası´nda Danışmansın demiş çoban.

Adam sormuş,

– Nasıl oldu da bildin?.

Çoban

– Çok basit diye cevap vermiş.

– Buraya çağrılmadan geldin, bu bir..

– İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin.

– Üçüncüsü yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın!

Hamile kalamayan koyun

Adamın birinin çok sevdiği bir koyunu varmış. Bu koyun hiç gebe kalamıyormuş. Adam, komşu köyde birinin koçu olduğunu ve hangi koyunla çiftleşirse hamile bıraktığını duymuş. Bunun üzerine koyununu el arabasına koymuş, çıkmışlar yola, köye vardıklarında selam verip adamın yanına yaklaşmış. -Yahu gardaş senin koçun methini duydum koştum geldim. Hele bizim koyuna da bir çare. -Aman gardaş lafımı olur. Amma 30 liranı alırım. -Tamam. Neyse çiftleşme gerçekleşiyor ve adam koyunu tekrar el arabasına koyup giderken koçun sahibine soruyor: -Hamile kalıp kalmadığını nereden anlayacağız? -Yarım sabah ahıra girince bak. Koyun eğer yatıyorsaaa hamiledir. Yok ayaktaysa hamile değildir.

Neyse sabah oluyor adam bir heyecanla ahıra koşuyor. Bakıyor ki koyun ayakta. Ulan diyor yine tutmadı. Karısı demiş ki bi daha götür. Adamın ki de bir ümit koyunu tekrar el arabasına bindirip gitmiş. Bu sefer 40 lira alıyor koç sahibi. Ertesi sabah adam koşa koşa ahıra gidiyor ki bi de ne görsün koyun yine ayakta. Adam iyice sinirleniyor. Neredeyse koyunu kesecek. Karısı adamı sakinleştirip koyunu tekrar götürmesi için adamı ikna ediyor. Adam koyunu götürüyor ama koç sahibi adam bu sefer 50 lira alıyor. Adam daha da sinirleniyor söylene söylene eve geliyor. Koyunu ahıra atıp gidiyor. Sabah ise yatağına uzanmış umutsuz ve sinirli bi şekilde karısına: -Hele git şu koyuna bak. Oturuyor mu ayakta mı. Kadın gidip bakıp geliyor ve diyor ki: -Koyun ne oturmuş ne de ayakta bey. Arabaya binmiş seni bekliyor

Kötü alışkanlıklar

Tavşan birgün ormanda koşuyormuş birde bakmışki tilki bir ağacın aldında esrar çekiyor. Hemen yanına gitmiş ve; -Tilki kardeş,gel bu kötü alışkanlıklardan vazgeç. Beraber spor yapalım.

Hayatımız güzelleşir demiş. Tilki bir hasbinallah çekmiş ve tamam demiş. Tavşanın arkasına takılmış.İkisi başlamışlar koşmaya.Biraz koştuktan sonra birde bakmışlarki Kurt bir köşede kokain içiyor.

Hemen yanına gidip beraberce; -Kurt kardeş bırak bu kötü alışkanlıkları.Gel sende bize takıl beraber spor yapalım demişler.Kurt bi lahavle çekmiş oda tamam demiş. Üçü birlikte koşarlarken birde bakmışlarkı Aslan bir mağaranın önünde esrar vuruyor.

Tavşan Aslanın yanına gitmiş ve; -Aslan abii….Demeye kalmadan aslan pençeyi vurduğu gibi tavşanı duvara yapıştırmış. Kurt titreyerek aslanın yanına gitmiş ve; -Abi naptın ya.Garibandan ne istedin.Sana ne dediki demiş. Aslan; -Hadi len.Bu tavşanda ne zaman extasy alsa tüm ormanı peşine takıp koşturuyor demiş…:)

Ağzımdan yılan girdi

Mehmet amca telaşla hastanenin acil sevisine gelir. Acil doktoruna derki:

– Doktora bey röntgen çektirmek istiyorum. Doktor da niçin röntgen çektirmek istediğini sorar. Gece rüyamda ağzımdan yılan girdiğini gördüm. Karnım ağrıyor.

Karnımda yılan var mı diye çektireceğim. der. Hastayı rahatlatmak isteyen Doktor, Mehmet amcayı röntgen çektirmesi için yönlendirir. Kısa süre sonra röntgen sonuçları gelir.

Doktor sonucu incelerken karnında yılana benzer bir şekil vardır . Mehmet amca yaklaşıp Doktora; Doktor ne oldu karnımda yılan var mı? Doktor cevap verir. Ooo amca karnında yılan yok ama bol bol gaz var Mehmet amca: Tek o kadarlık olsun yavrum der.

Çok Güzel Bir Hikaye

Allah’ın sevgili kullarından biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir:

-Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç!

Sabah oldu; dışarı çıktı. Yola koyulup gitti. Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi:

Rabbim bana bunu yememi emretti.

Sonra şöyle dedi:

Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez.
Onu yemeye karar verdi. Dağa doğru yürüdü. Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup yedi, baldan tatlı buldu. Allah’a hamdetti, yürüyüp gitti. Karşısına altından bir leğen çıktı. Şöyle dedi:

Rabbim, bunu da saklamamı emretti. Bir çukur kazdı, onu gömdü. Yürüdü, az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen toprak yüzüne çıkmıştı. Geri döndü, tekrar gömdü. Biraz gitti; baktı ki, yine çıkmış bir daha gömdü, yine toprak üstüne çıktı. Kendi kendine,

“Ben emredileni yaptım.” diyerek bırakıp gitti.

Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu. Kuş ona şöyle dedi:

-Ey Allah’ın sevgili kulu, beni sakla. Bana yardım et.

Onu aldı. Koynuna sakladı. Peşinden şahin geldi; şöyle dedi:

-Ey Allah’ın sevgili kulu, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim. Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma.

Kendi kendine şöyle dedi:

“Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi, yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım?

Bu işe şaştı. Sonra bıçak aldı; kendi uyluğundan bir parça et kesti, şahine attı; o da kapıp kaçtı. Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı. Akşam olunca şu duayı yaptı:

-Ya Rabbi, emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir.

Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı:

-Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur.

İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar. Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme. Dördüncüsü şudur: Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun.

Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi bilen

Allah(c.c)’tır…

8 Numaralı Kutu

Doktorun biri yeni bir muayenehane açmış.

Kapıya yazmış; “Vizite ücreti 100 TL İyileştiremediğimiz hastaya beş mislini geri veriyoruz”

Vizite pahalı ama, doktor gerçekten iyi doktor.

Her gelen hasta iyileşip gidiyor.”

Doktorun ünü her geçen gün artıyormuş.

Uyanığın biri doktora gidecek, iyileşmeyecek ve beş misli parayı geri alacak ya, kapıyı çalmış.

“Doktor! Ağzımın tadı hiç yok. Öyle kötüyüm ki, hiçbir şeyin tadını alamıyorum.”

Doktor, adama şöyle bir bakmış, hemşireye seslenmiş:

“Hemşire Hanım! Sekiz numaralı kutuyu getirin.”

Hemşire, adama uzatmış kutuyu, adam, bir kaşık içindekinden yemiş ve anında tükürmüş.

“Ama bu b.k!”

Doktor, sakin:

“Evet! İyileştiniz. Tat alıyorsunuz artık.

“Adam, parayı ödemiş, sinirleri tepesinde; gitmiş.

Aradan birkaç ay geçmiş. Büyük bir hırsla yeniden kapısına dayanmış doktorun.

“Doktor Bey, bende hafıza kaybı başladı.

Her şeyi unutuyorum!

“Doktor, adama şöyle bir bakmış yine, hemşireye dönmüş:

“Kızım, sekiz numaralı kutuyu getirir misin?” demiş.

Adam, hemen itiraz etmiş, “Ama, o kutuda b.k var!”

Doktor:

“Doğru! Bakın, hafızanız da yerine geldi!

“Adam, ağlamaklı, hırsla ödemiş parayı çıkmış dışarı.

Kurmuş da kurmuş intikam plânlarını.

Birkaç ay sonra:

“Doktor! Bende iktidarsızlık başladı.

Durumum kötü, hiçbir şey yapamıyorum.

“Doktor, adamı gözüyle şöyle bir inceleyip:

“Hemşire Hanım, sekiz numaralı kutuyu getirir misin?” diye seslenince adam, tüm hırsıyla:

“S…cem, seni de sekiz numaralı kutunu da!” diye bağırmış..

Doktor gayet sakin, “Geçmiş olsun! Bakın, artık yapabiliyorsunuz!”

Eşeğe Yazık Olur

Nasreddin Hoca hayvanlarına ağır yükler yükleyip onlara eziyet eden köylülerine iyi bir ders vermek istemiş. Bir gün eşeğine binerek köy meydanında dolaşmaya başlamış. İşin garibi dolu bir çuvalı da sırtına vurmuş, öyle geziyor. Şaşırıp sormuşlar :
– Yahu Hoca Efendi, hem eşeğin üzerindesin, hem çuvalı sırtında taşıyorsun. Nasıl bir iş bu ?
Hoca cevabı yetiştirmiş hemen :
– Zavallı hayvan, demiş. Zaten gece gündüz demeden hizmet ediyor bana. Sırtına bindiriyor, yüklerimi taşıyor, değirmeni çeviriyor. Bu kadar hizmetlerinden sonra dolu çuvalı da ona yüklemek istemedim. Bu yüzden ben vurdum sırtıma.